cayVapurda mutlaka çay içmişsinizdir. Çayı içtikten sonra bardağı herkes gibi kenara bırakırız, çay ocağının işletmecisi de bardaklarını bırakacağımız konusunda bize güvenir. Zaten güvenmezse bu işi yürütebilmesi mümkün değildir.

Kitap ya da makale yazdınız ve yurtdışından bir çevirmen ya da editör ile çalışmak istiyorsunuz. İçinizde bir kuşku var ve içeriğinizi teslim etmeye korkuyorsunuz. Fakat bu işi ona verecekseniz, çalışacağınız kişiye güvenmek ve güvendiğinizi de belli etmek zorundasınız; ya da bu ilişkiyi hiç başlatmayacaksınız.

Birini sevdiniz, kalbiniz hızla çarpıyor, kelimelerinizi doğru seçmeye çalışmaktan bazen cümle kuramıyorsunuz, fakat içinizde başka bir kaygı daha var: “acaba kalbimi kırar mı?”

Unutmamamız gereken bir şey var, karşınızdaki kim olursa olsun ona az da olsa güvenmemeye karar verdiğiniz anda aslında karşı tarafa bir mesaj veriyorsunuz. Bu güvensizlik mesajı ister müşterinize, ister kiraladığınız kişiye, ister heyecanlandığınız kişiye gitsin, bir kere bu mesaj yerine ulaştımı aksiyon reaksiyon şeklinde büyüyecek ve sonuçta karşılıklı bir kaybet-kaybet durumu kaçınılmaz olacaktır; aynen korkularımızda, iletişimimizde, olayları yorumlamamızda olduğu gibi…

Şimdi kendinize bir bakın. Birine güvenmediğinizi mi hissediyorsunuz? Peki bu mesajı karşı tarafa ilk siz vermiş olabilir misiniz?