santanaSantana‘dan “Black Magic Woman” şarkısını duymuşsunuzdur. Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz Duygusal Marka Yaratma eğitimi sırasında gelen talep üzerine katılımcılara bu şarkıyı canlı çaldım. Şarkıyı çok uzun zamandır çalmamıştım ve ister istemez de bir sürü yanlış nota bastım; fakat iyi ki de tüm o yanlış notaları basmışım.

Şarkı bittikten sonra herkesin yüzündeki gülümsemeden ve tebriklerden beğenilerini rahatça okuyabilirdiniz. Peki, tüm o yaptığım yanlışlıklara rağmen neden insanlar ortaya çıkan sonuçtan bu kadar memnun kalmışlardı?

Şarkıdan hemen sonra katılımcılarla bunun değerlendirmesini birlikte yaptık.

Nasıl sözlü iletişim sırasında kullandığımız kelimeler %7 etkili, vücut dilimiz ve ses tonumuz ise toplam %93 etkiliyse, aynı şekilde kimse şarkı sırasında bastığım yanlış notalarla ilgilenmemişti. Şarkıyı çalarken vücut dilimdeki tutku, şarkının belli yerlerinde gösterdiğim coşku akılda kalıcı olandı. Sonuçta ortaya çıkan enerji ve şarkının onlarda yarattığı hissiyatlar toplam faydayı belirliyordu.

İşin aslı şudur ki ister topluluğa karşı bir konuşma yapın, ister bir şarkı çalın, isterseniz de sunum yapın… gerçekte kimse sizinle, kullandığınız kelimelerle ya da bastığınız notaların doğruluğuyla ilgilenmez. İnsanların tek ilgilendiği şey sizin onlara kendilerini nasıl hissettirdiğiniz ve onlara ne kattığınızdır. Yaptığınız işe kattığınız heyecan sizi bir başkasından ayıran en önemli özelliğinizdir.

Şimdi, bugün yaptığımız işimize dönmeden önce kendimizi tekrar bir sorgulayalım. Bizi bu işi aynı şekilde ve belki de daha iyi yapabilecek binlerce insandan ayıran özelliğimiz ne? Heyecanımız sadece ay sonunda alacağımız maaşla mı, yoksa daha çok, iş yapış sürecinde kendimize ve diğer insanlara ne fayda sağladığımızla mı ilgili?